6 Mart 2015 Cuma

Oskar (Astronot) balığı

Yazan: Bruce Taylor

Çeviren: Serkan Aydın

Oskarlar büyük balıklardır! Hem başlangıç seviyesindeki akvaristlerin hem de profesyonellerin devamlı tercihi olmuşlardır. Bu nedenle de balıklarla ilgili yeterli tecrubesi olmayan birçok insan için oskar kelimesi büyük balıkları ifade etmek için kulanılır.

İlk olarak oskarlar (1800 lerin başlarında) bilimsel olarak Lobotes ocellatus ismiye tanınmışlardı. Bu tür günümüzde ise Astronatus ocellatus ismiyle anılmaktadır. Astronatus ismi; arka tarafında bir yıldız işareti olan, ocellatus ise göz lekesi bulunan anlamındadır.

Başlangıçta söylediğimiz gibi, oskarlar büyük balıklardır. Uzluk olarak 35 cm.’ye kadar büyüyebilmesi nadir bir durum olsa da; çoğu akvaryumda 25 cm.’ye rahatlıkla ulaşırlar. Bir oskarın bakımı çok dikkat isteyen gereken bir iş olmamakla beraber 30x18x18 (inch) boyutlarında bir akvaryumdan daha küçüğü kullanılmamalıdır. Ancak bu şekilde hareket etmek ve büyümek için (biraz olsun) yer sağlanmış olur. Eğer maksimum büyüme potansiyelinin yakalanması isteniyorsa, yüzmek için geniş açıklıkları bulunan ve mutlaka çok iyi bir şekilde filtrelenen bir akvaryuma ihtiyacımız vardır. Oskarlar pasaklı balıklardır ve en iyi performans için güçlü bir filtrasyona ihtiyaç duyarar.

Eğer oskarınızın düzenli bir şekilde gelişmesini ve özellikle yavrulamasını istiyorsanız, su şartlarına ciddi şekilde önem vermelisiniz. Bu tür, sık su değişimine ihtiyaç duyar. Kısa süreli olumsuz su şartlarını tolare edbilseler de, kısa zaman içerisinde bağışıklıkları zayıflayacak; bir çok bakteri ve hastlığa karşı açık hale geleceklerdir. Oskarlarla ilgili en ciddi problem kafalarında oluşan deliklerdir. Ben, başlarındaki bu deliklerin, tıpkı tuzlu su balıklarında da olduğu gibi zayıf su şartlarından ve C vitamini eksikliğinden kaynaklanan yanal hat aşınmaları ile aynı şey olduğuna inanıyorum. Aynı şekilde bağırsaklarındaki parazitler de C vitamini eksikliğinden kaynaklanır. Eğer C vitamini eksikliği yoksa bu durumda suçlu olarak hexamita karşımıza çıkar.

Sudaki tuz miktarını belirli bir seviyede sabit tutmak da oskar bakıcılığının en önemli kurallarından biridir. Bir oskar yumurtlarken sularına tuz eklemek, yumurtadan çıkan yavru sayısını azımsanamyacak bir oranda arttırmaktadır.

Oskar beslemek zor bir iş değildir. Ancak bazen hayal kırıklığı ile sonuçlanabilir. Canlı balıktan kuru yemlere kadar bir çok şey yerler. Fakat bazı zamanlar kendilerine “doğru” yem verilene kadar yem yemeyerek, sahiplerini sürekli sevdikleri yem ile besleme konusunda “eğitmeye” çalışabilirler. Asla bu tuzağa düşmeyin! Elbetteki en çok sevdikleri yemi de verin. Ancak onlar için, her türde yemden oluşan iyi bir diyet belirlemelisiniz. Kuru ve tablet yemler, balıklar tarafından anında yutulmadığında, parçalanarak suyu ciddi şekilde kirletirler. İşte bu da iyi bir filtrasyona ihtiyaç duymamızın asıl sebebidir.

Oskarlarların en dikkat çekici yönü kişilikleridir. Bu balıklar bazen kendinize en yakın canlı olduğunu düşündüğünüz köpeklerden bile daha yakındırlar. Sahiplerine o kadar çok bağlanırlar ki başka birini asla kabul etmezler. İki yaşındaki çocuk gibi, işler yolunda gitmediğinde hemen somurturlar. Hatta akvaryumun dibine yan olarak yatıp, istedikleri ortam oluşuncaya kadar o şekilde kalmaları alışılmadık bir durum değildir. Kendilerinden küçük balıkları acımasızca yorarken, kendi boyutlarındaki düşmanlarına karşı kafa tutmaktansa, onlara aldırmıyormuş gibi davranmayı ya da onlardan kaçmayı tercih ederler.

Oskarların cinslerinin belirlenmesi başlı başına bir sanat olarak kabul edilebilir. Bazı kitaplar renklerine ve vücut kalıplarına göre ayrılabileceğini söyler. Yapılacak en iyi şey ise, bir grup genç oskar alıp doğal hallerinde çiftleşmelerini sağlamaktır. Teorik olarak; 6 tane genç oskar aldığınızda, matematiksel olasılık hesabına göre içlerinde en az 2 çift olacağı düşünülebilir. Bu yol; ancak balıklarınız 18 aylık, 6-8 inch boyuna gelip cinsel olgunluğa erişinceye kadar beklenebilecekse tercih edilmelidir. Eğer yavru alma konusunda aceleciyseniz; en iyi yol cinsiyet ayrımını doğum kanallarına bakarak yapmaktır. Erkeğinki ince ve uzun dişininki ise daha kısa ve geniştir. Ancak bu durumda da kıyaslama yapmak için yine birkaç çifte ihtiyaç duyarsınız.

Oskarın yumurtlama döneminin geldiğinin en önemli işareti bir yeri temizlemeye çalışıyor ya da yumurtalar için bir çukur kazıyor olmasıdır. Bu işlemleri hem erkek hem de dişi oskar yapar. Bu balıklar tek eşli olmasalar da yumrutaların ve yuvanın korunmasını birlikte üstlenirler. Yumurtlama sıralarında daha agresif oldukları gözlenebilir. Yumurtaların kırılması 4 güne kadar sürer. Bundan sonra yavrular ayrı bir bölmeye ayrılabilir. Yavruların beslenmesi karides larvasıyla başlar ve büyüdükçe, dana yüreği, toz yemler ve tablet yemlerle devam eder.

İlk başlarda öyle gelmese de, oskarlar işe büyük bir eğlence katarlar. Bu yüzden her akvaristin oskar beslemek için zaman ayırabileceğini düşünüyorum!

Çevirenin notu: 1 inch = 2.54 cm

Kaynak: http://www.aquarticles.com/articles/breeding/Taylor_Oscars.html

Archocentrus nigrofasciatus (Zebra Cichlid)

Kaynak: http://www.cichlid-forum.com/articles/a_nigrofasciatus.php
Yazan: Brett Harrington
Çeviren: Umut GÜLENGÜMÜŞ

Piyasada zebra çiklit olarak satılan Archocentrus nigrofasciatus, en yaygın çiklitlerden biridir.

Archocentrus nigrofasciatus, Orta Amerika'nın güney bölümlerinden Kosta Rika'daki Pasifik girintisine, El Salvador'dan Guatemala'ya, Honduras'tan Nikaragua ve Panama'ya kadar yayılan doğal habitatında nispeten başarılı bir çiklittir. Tercih ettiği yaşam alanları kayalık tabana sahip çaylar ve dağ akıntılarıdır. A. nigrofasciatus'un ve aslında Archocentrus altcinsinde yer alan tüm türlerin sahip olduğu ilginç adaptasyonlardan biri sırt ve anüs yüzgeçlerinde diğer Orta Amerika çiklitlerinden daha fazla diken bulundurmalarıdır. Bunun, sığ ve berrak su habitatlarında avcı kuşlara karşı koruma amaçlı olduğu düşünülmektedir.

A. nigrofasciatus'un temel bakımını ele alırsak, her ne kadar bazı tecrübeli üreticiler onları daha küçük akvaryumlarda başarılı bir şekilde barındırmış olsa da, bir çiftin en azından 75cm'lik bir akvaryumda barındırılması gerektiğini düşünüyoruz. Zebra çiklitler, inanılmaz derecede dayanıklı ve uyum sağlayabilen balıklardır; ki bu da bu türün neden birçok acemi akvarist tarafından başarılı bir şekilde bakıldığının bir açıklaması olabilir. 6.5'tan 8.5'e kadar olan ph düzeylerine, 18'den 30'a kadar olan sıcaklık derecelerine dayanabilirler. Bu balıklar, dişiler tipik olarak daha küçük olmak üzere, 15cm'e kadar ulaşabilirler.

Kendi doğal görünümlerinde, koyu olan renk bantlar halinde olmak üzere, gri/mavi renklere sahiptirler. Yanları boyunca sırt ve anüs yüzgeçlerine kadar uzanan yedi siyah bant taşırlar. Ayrıca solungaç kapaklarının üst bölümünde karakteristik bir siyah nokta bulunur. Diğer insan üretimi renk çeşitleri 1960'ların başlarında oluşturulmuş pembe, ve daha güncel olan Albino ve "Calico"yu kapsar.

A. nigrofasciatus'un doğadaki diyeti oldukça çeşitlidir; ama daha çok omurgasızlardan ve taşlık alanlardan topladığı böcek larvalarından, ve ek olarak mevcut ise algden oluşur. Akvaryumda ise, hemen her şeyi yiyeceklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Önerimiz kaliteli çiklit pelletleri, pul yem, mysis karidesi, tuzlu su karidesi ve kril içeren bir diyettir. Oburluğa yatkındırlar, bu yüzden onları aşırı beslememeye dikkat edin, yoksa sağlıkları direk olarak veya akvaryumda oluşan aşırı kirlilik nedeniyle dolaylı olarak darbe alabilir.

Zebralarda yumurtlama kum altında veya ortalama 30cm çapındaki taşların arasında kazılan yumurtlama bölgelerinde gerçekleşir. Akvaryum içinde yumurtlama alanı konusunda fazla seçici değildirler, buna rağmen bazı üreticilerin ters çevirilmiş saksılar, plastik borular veya taşlar kullandığını biliyorum. Hatta onları cama yumurta bırakırken bile gördüm. Devam etmeden önce vurgulamalıyım ki bu balık gelmiş geçmiş üretilmesi en kolay balıklardan biridir. Diğer birçok çiklitin tersine, eş tutmaları zor değildir, ve eş tuttukları zaman üreyecekleri kesindir. Tipik olarak her ay yumurtlama başına 40-150 yumurta bırakacak şekilde üreyebilirler. Daha genç ve küçük balıklar daha az yumurtlar, büyüdükleri zaman ise yumurta adedi artar. Yumurtlama sonrası yumurtalar 3-4 günde çatlar. Bazı ebeveynler bebeklerini sürekli olarak kendi kazdıkları bir çukurdan diğerine taşıyacaklardır, ki bu onların davranışlarını izlemeyi daha eğlenceli kılar. Bu "küçük kıpırdayanlar" takip eden 5-6 günde keselerini tüketeceklerdir. Ardından serbest yüzmeye ve yiyecek aramaya başlarlar. Yavru gelişimi ve sağlığı yavruları yumurtadan yeni çıkmış artemiayla veya donmuş artemiayla besleyerek güçlendirilebilir. Lakin toz halinde pul yemle de yaşayabileceklerdir.

İnsanların A. nigrofasciatus hakkında sıkça sorulan bir soru neyle birlikte beslenmeleri gerektiğidir. Çok yaygaracı bir balık olan bu çiklit, kendini savunmayı ve kendinden çok daha büyük balıkları alt etmeyi çok iyi becerir. Eğer bir üreme çiftini temin edebilecek kadar şanslıysanız bunu çok daha iyi gözleyebilirsiniz. Onlarla ne besleyebilceğiniz, onlarla ilgili planınızın ne olduğuna ve akvaryumunuzun boyuna göre değişir. Eğer birden çok zebra beslemek istiyorsanız, büyük olasılıkla bir çift elde edeceksiniz ve ardından üreme olacaktır. Eğer durum buysa büyüyen yavrular ve onlarla ne yapacağınız konusunda kendinizi hazırlamanız gerekecektir. Eğer bu balıkları karma bir akvaryumda üreme çifti olarak tutmak isterseniz, en azından 120cm'lik bir akvaryum bakmalısınız. Tank komşuları kendini kavgada koruyabilecek daha büyük Orta ve Güney Amerika çiklitlerini içerebilir. Tank komşuları genellikle benzer ve bazen daha büyük Orta ve Güney Amerika çiklitlerini, ve beraberinde kedi balıklarını, silver dollar'ları, makrakantaları, daha büyük tetra kolonilerini, barbları ve gökkuşağı balıklarını içerebileceği gibi, bu tarz komünite ortamlarında A. nigrofasciatus'un tekil örneklerinin bakılması daha kolaydır.

Bazı kaynaklarda "zebra"nın Archocentrus'ten farklı cins adları altında yer aldığını göreceksiniz. Aslında ilk olarak Heros nigrofasciatus (Günter 1867) olarak tanımlanmıştır, ardından Cichlasoma nigrofasciatus (Lee et al. 1980)'ya, ve son olarak Archocentrus nigrofasciatus (Kullander & Hartel 1997)'a güncellenmiştir. Robert Allgayer 2001'de yeni cins Cryptoheros'u öne sürmüş, fakat bu henüz tam olarak kabul görmemiştir. Archocentrus'un mu yoksa Cryptoheros'un mu kullanılması gerektiği tartışmalı bir mevzudur.

Bu sıradan bir hobiciyi ilgilendiren bir şey değildir, ve aslında ilgilendirmesine gerek de yoktur. Asıl önemli olan ise bu, enteresan davranışlara sahip, ilginç ve aynı zamanda mütevazi gereksinimleri olan bir çiklittir.

Son olarak doğal ve yabanıl hayatın korunmasına değinmek istiyoruz. Bu balık şimdiden dünyadaki su ortamlarında bir kirletici olarak yerini aldı. Eğer tam olarak yerleşirse, A. nigrofasciatus yerel balık popülasyonlarına rekabet veya direk avlama yoluyla ciddi zarar verecek potansiyele sahiptir. Üreyen yetişkinler yerel ekosistemi değiştirebilecek ve yerel balıklar için uygun üreme alanlarını sınırlayabilecek derecede aşırı miktarda agresiflik sergilerler. Eğer kurtulmak istediğiniz bir balığınız varsa, ve ılıman iklim kuşağında yaşıyorsanız, akvaryum balığınızın tahliyesi konusunda lütfen dikkatli davranın; etrafınızdaki doğayı olumsuz etkiliyor olabileceğiniz için onlar veya diğerleri "mahkum" olabilirler.

Çevirenin notu: Zebra çiklit ABD'de "convict cichlid" olarak adlandırılır ve convict Türkçe'de mahkum anlamına gelir. Bu nedenle yazar kimi yerlerde bu anlama gönderme yapmıştır.

Geophaginler (Toprak Yiyenler)

Güney Amerika'da tabanı eleyerek beslenmek üzere evrimleşen geophaginler nam-ı diğer toprak yiyenlerin kafa yapıları özelleşmiştir. Gözler kafanın arkasına doğru gerilemiş ağız alt kısım da konumlanmıştır. Ve tabi ki elek görevi gören solungaçlarda oldukça gelişmiştir.

Tabi ki toprak yemezler fakat tabandan aldıkları kumu eleyerek özel solungaç sistemlerinden geçirerek yiyecekleri süzerek beslenirler ve ağız yapıları sayesinde de tabanın oldukça alt kısımlarına inerler ve geride konumlanan gözleri de bu sayede hasar görmez. Ağız dolusu yığının belli bölümleri özel yapılı solungaçlarından geçer ve yiyecek materyali süzerek, solungaçtan ve tekrar ağızdan geri püskürtürler.

Geophaginler üreme stratejileri yönünden de oldukça ilginçtirler. Çok çeşitli üreme stratejileri vardır. Çok eşlilik, hemen ağızda kuluçka, dişi erkek tabana yumurtlama, yumurtlama ve gecikmeli ağızda kuluçka, harem üreme ile tabana yumurtlama ve çok nadir olan tek eşli hemen ağızda kuluçka. Ayrıca üreme stratejileri belirli bir cinste tutarlı iken bireysel bazı üremelerde bile çeşitlilik gösterebilir.


Cinsler:

Geophagus, Heckel 1840

Daha önceleri genel cichlid türleri ile birlikte anılan bu balıklar geophagus türü olarak ayrılmış ve çoğu hobici tarafından surinamensoidler olarak anılmaya başlanmıştır. Ve bu türdeki çoğu balıkta geophagus surinamensis olarak adlandırılmıştır. Ama yeni anlayışa göre toplanan ve ticari olarak ta hobicilere sunulan balıkların toplandıkları yerler ve habitatlarının da incelenmeye başlamasıyla genel olarak geophagus surinamensis değil, G.brachybranchus,G. megasema ve G.proximus olarak çeşitlilik gösterdiği anlaşılmıştır. Bu balıklar yüzlerindeki işaretler, vücuttaki şekiller ve kaudal yüzgeçlerindeki farklılıklarla ayırt edilmiştir.

Hobiciler tarafından yaygın olarak bilinen geophagus türleri biraz büyükçe olurlar fakat az bilinen G.taeniopareius (13-15cm), ve G.argyrostictus (10-12cm) gibi türler daha küçük boyutta olurlar. Geophaguslar tabana yumurtlayan (G.argyrostictus gibi), gecikmeli ağızda kuluçka yapan (G.brachybranchus gibi) ve gelişmiş ağızda kuluçka yapan (G.megasema gibi) türlerden oluşur. Geophagusların 15 türü olduğu tahmin edilmektedir ve bunların sadece yarım düzinesi tanımlanmıştır.


Satanoperca, Gunther 1862

Bu cinsin en bilinen örneği geophagus juruparidir. Yeni anlayışa göre bu tür ve en benzer türleri Satanoperca cinsi olarak tanımlanmıştır. Günümüzde hobicilere sunulan; yüzünde ve solungaç kapaklarında beyaz noktalar olan jurupariler aslında G.leucosticto dur. Gerçek juruparilerde bu noktalar yoktur. Ve bu iki tür gecikmeli ağızda kuluçka yapar.

Bu iki türe benzeyen S.pappaterra vardır. Bir kaç tanımlanması ve detaylandırılması gereken türde daha önceleri juruparinin genç halleri olduğu sanılıyordu. Juruparinin genç halleri olduğu düşünülen balıklar: S.pappaterra ya benzeyen ve Peru'da bulunan, S.leucosticto benzeyen ama beyaz noktalardan yoksun olan, yine Peruda bulunan jurupariye benzeyen fakat burnu daha kısa olan ve son olarak küçük bir satanoperca gibi fakat hemen ağızda kuluçka yapan bir türdür. Bu son balığın orijininden dolayı S. mapiritensis olduğu düşünülmektedir.

Satanopercalar içinde çok çeşitli elekçilerde vardır. Mesela her iki yanında benekleri olan ve dorsal yüzgeçlerinin son ışınlarında uzantıları olanlar. En iyi bilineni S. daemon dur. Her iki yanında büyük benekleri ve kaudal yüzgecindeki tam göz şeklindeki izi ile bilinir. S. daemon tabana yumurtlayıcıdır ve burgu yaparak çiftleşir. Yumurtalarını tabanın 5cm altına gömer ve yumurtalar çatlayınca tekrar gömmek için dışarı çıkartır, yavrular serbest yüzüşe geçebilecekleri zaman tekrar kumdan çıkartır.

Bir başka benekli satanoperca türü S. lilith (tek yanında yukarıda konumlanmış tek benekli türdür S.daemon e benzer) ve S. acuticeps (iki yanında 3 beneğe sahiptir ve kaudal yüzgecinde göz biçimi yoktur) dir. Bu iki türde akvaryum koşullarında üretilememiştir.

Satanoperca türleri yavaş büyür ama en çok büyüyen türlerdir.


Hump-head Eartheaters (Hörgüçlü toprak yiyenler)

Burada yazacağım hörgüç kafalı toprak yiyenler yukarıdaki Satanopercalar gibi sınırlı araştırmalardan sonra geophagus cinsi içerisine dahil olmuşlardır. Ama satanopercaların aksine bu türler tam anlamıyla yetim kalmışlardır. Sebebi ise eksik gen özelliklerinin tanımlanmamış olmasındandır.

Hobimizde en çok bilinen tür Geophagus steindachneri (kırmızı hörgüçlü toprak yiyen)dir. Bu balığın hobicilikte birçok adı olmuştur. G. magdalenae, G. hondae her ikiside yanlış eş anlamlaştırılmış balıklardır. Birde G. pellegrini vardır ki aslında yumru kafa toprak yiyenler gurubundadır bu gruptan birde G. crassilabris vardır.

Bu balıklar Kolombiya'nın Panama'dan gelen kuzey nehirlerinden gelir. Tümü hemen ağızda kuluçka yapan balıklardır ve erkeklerinin üremedeki rolü yumurtanın döllenmesinden sonra biter.
Koruyuculukları söz konusu değildir.


Brasiliensoidler

Yetim kalan bir başka geophagus türüde brasiliensoidlerdir. Şuanda bu grupta tanımlanmış bilinen tek tür Geophagus Brasiliensis tir. G.brasiliensis hobicilikte göstermelik olarak en yaygın türdür. Güncel bir yazıda okuduğum kadarı ile bu tür birkaç özel tür içerisinde gösterilmişti.

Brasiliensisler hobicilikte eşli üremeye sahip , tabana yumurta dizen ve diğer geophaginlere göre daha agresif bir tür olarak bilinir.

Wayne Leibel’in düşüncesine göre bu balıklar geophaginlerin rhabdotus kompleksi içerisindedir, ama bence iskelet yapıları göz önünde bulundurulduğunda mümkün değildir.


Gymnogeophagus, Ribeiro 1918

Gymnogeophagus literatürde çıplak toprak yiyenler olarak geçer. Ön adındaki gymno (çıplak) balığın yanaklarındaki lekesiz görünümü sebebi ile 1918 lerde bu şekilde sınıflandırılmasına sebep olmuştur. Bu tarihten sonra çoğu balık bilimci bu karakteristiğin çok zayıf bir tanımlama öğesi olduğunu belirtmiş ve geophagus cinsi içerisinde değerlendirmiştir. Fakat 1976 yılında Gosse nin tekrar bu balıkları incelemesi üzerine balığın dorsal kuyruğunun önündeki iskelet yapısında çıkıntı yapan ve yukarı aşağı doğru kıvrılan omurga biçimini keşfetmiştir. Bu sebeple gymnogeophagus bu özelliği barındıran balıkları sınıflayan bir alt cins olarak tanımlanmıştır.

Bu cinsin en belirgin üyesi Gg. balzani dir. Tam anlamıyla tanımlanmış bir profili vardır. Ağızdan yukarı doğru düz bir şekilde uzanan ve kafanın üstünde sonlanan bir yüzü vardır. Her iki yanında da vücudun alt kısımlarında belirgin çift barları vardır (bu özellik biotodama türü ile paylaşılan bir özelliktir). G. balzani koloni tipi bir üreme sergiler ve gecikmeli ağızda kuluçka yaparlar. Bir erkek birden fazla dişi ile çiftleşir. Özetle bir erkek haremindeki dişilerle çiftleşir ve dişiler yumurtalar çatladıktan sonra yavrularını ağzına alarak korur.

Yine Gymnogeophagus cinsi içerisinde tanımlanan, Gg. balzani ye benzemeyip daha çok G. brasiliensis e benzese de Gg. Rhabdotus bulunur. Bu balık adı altında satılan çoğu balık aslında brasiliensoid türündedir. İskelet farklılıkları ile görülebilir. Paul Loiselle Gg. Rhabdotus u Gg. Australis olarak tanıtmış fakat bu balığın daha sonra gymnogynes kompleksi içerisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Gg. Rhabdotus taban altı yumurtlayıcı olarak bilinir. Diğer iki alt türü ise Gg. Meridionalis ve Gg. Setequedas tır.

Gg. Gymnogenysler Gg. Balzani gibi koloni halde ürer ve gecikmeli ağızda kuluçka yaparlar. Gymnogenys kompleksinin diğer üyeleri; Gg. Labiatus, Gg. Lacustris ve Gg. Australisdir.


Biotodoma, Eigeomann & Kennedy 1903

Biotodoma cinsi anlam olarak evde yaşayan demektir, fakat Eigeoman ve Kennedy nin bu cinsi ağızda kuluçka yaptıklarını sanmaları yüzünden böyle kalmıştır. Aslında bu cins balıklar tabana yumurtlar ve diğer tabana yumurtlayan cinslerden farklı olarak yavrularını ağızları ile bir yerden başka yere taşırlar.

Tipik üyeleri B. Cupido ve B. Wavrini dir. Bu iki türde gençken oldukça gösterişsizdir ama olgun durumda çok güzel koyu kırmızı ve bakıri renkleri vardır. Erkeklerin yüzünde mavi çizgiler dişilerde ise mavi noktalar bulunur.

Bu cinsin üçüncü türü de henüz tanımlanmamış olan B.sp (red fin tocantis) dir. Çarpıcı renkleri, püsküllü kuyruğu ve her iki yanındaki çift barı ile hobiye kazandırılmaktadır. Cinsiyet farklılıkları cinsindeki diğer balıklar gibidir.


Retroculus, Eigenmann & Bray 1894

Retroculus cinsleri dünyadaki en özel cichlidler olarak görülür. Bütün taban eleme adaptasyonlarına rağmen geophaginlerden değildirler. Daha çok hızlı yüzücüler olarak nitelendirilirler. İnce uzun vücutları ve küçük hava keseleri sayesinde hızlı akan nehirlerde yaşarlar.

Üç türü tanımlanmıştır. R. Lapidifier, R. Septentrionals ve R. Xinguensis. Leibel in tanımlamasına göre R. Lapidifier in geldiği soğuk ve bol oksijenli sular nedeni ile sıradan akvaryumlar için uygun bir balık değildir.

Cardwell in tespitine göre R. Xinguensis kumlu taban üstünde yaşar ve bir tehlike anında kendisini hızlıca kuma gömer.


Acarichthys, Eigenmann 1912

Acarichthys ler tek türden oluşan(A. Heckelii) bir sınıflandırmadır. Bu cins gerçek bir geophagin değildir çünkü olması gereken solungaç yapısı tamamen farklıdır. Ama davranış ve tutumları olarak bu sınıflandırmaya tam oturan bir türdür. A. Heckelii tam bir kum eleyicidir ve Steindachner bu türü Geophagus thayeri olarak 1875 de tanımlamıştır. Bu balığın ilk bulunmasından tam 25 yıl sonradır bu yüzden geçerli bir sınıflandırma olamamıştır.

A.heckelii gerçek geophaginlerden ve bütün diğer cichlidlerden farklıdır. Bunun sebebi de üreme şeklidir. Bu balıklar taban altı yuva yapıcıdırlar ama sadece dişiler yuvayı kazar ve tabanda birbirine bağlı tüneller oluştururlar. Ve erkekte dahil bütün canlılara karşı bu tünelleri korurlar.


Guianacara, Kullander & Nijssen 1989

Guinacara lar gerçek geophagin cinslerinden değildir ama çoğu yönden benzerdirler. Aynı zamanda Aequidens lere ve diğer Acara larada benzerler. Bu yüzden Leibel bu balıkları acaraların içinde tanımlar. Hatta Guianacara geayi orijinalinde Acara geayi ve uzunca bir süre Aequidens geayi olarak bilinmiştir.

Kullender kısaca ve geçici olarak bu türü Acarichthys içinde göstermiş(muhtemelen başka ne yapacağını bilmiyordu) ama sonraki araştırmalarda o ve nijssen yeni bir cins tanımlayıp sadece geayi ve kardeşlerini bu başlık altında toplamayı tercih etmişlerdir.

Yapılan üretim raporlarından ve yayınlanan fotoğraflardan anlaşıldığı kadarı ile hobicilikte Guianacara nın birçok türünün olduğu anlaşılmaktadır ve hepsi geayi adı altında toplanmıştır. Ama hiçbirinde de gerçek G.geayi görülmemiştir. Akvaryumcularda sadece iki türüne rast gelebildim biri G. Owroewefi diğeride G. Sphenozona. İki türde siyah lekeleri sayesinde ilgi görmüştür. Hobide yayılmaya başlayan ve en kolay bulunabiliri olan G. Sp “Red cheek” dir ve bazı ileri hobiciler tarafından üretilmiştir. Bütün guianacara türleri aşırı büyümüş ve siyah lekeli altın kafası ile görülür.


Papiliochromis, Kullander 1977

En popüler olan ram Papiliochromis ramerezi dir ve küçük boyutuna rağmen gerçek bir geophagin dir. Küçük boyutu yüzünden mikrogeophagus olarak anılmıştır.

İkinci tür ise Bolivian Ram (P.altispinoza) dir. Daha yüksek bir vücuda ve kıvrımlı bir kuyruğa sahiptir.


Apistogramma, Regan 1913

Bu cins cichlidler gerçek geophagin lerdendir ve 60 civarında türü bulunmaktadır. Kendi aralarında yarım düzine gruba ayrılmışlardır. Bu ayırım tek bir farklılığa göre yapılmamıştır. En önemli farklılıkları küçük olmalarının yanı sıra bilinen geophaginlere göre daha uzundurlar ve üreme olarak farklılıklar gösterirler.

Çevirenin notu: Bu kısım; ayrı ayrı tür olarak bilindiği için, verilen türe özel notlar çevrilmemiştir.


Apistograminoides, Mcinken 1965

Son cins olan geophagin yine tek türün sınıflandırılmasıdır. İsimden anlaşılacağı üzere apistogramma lara benzemektedir. Farkı anal yüzgecindeki sert ışınların apistogrammalar da 3-4 adetken apistograminioides te 7-9 adet olmasıdır. Tek tür A. Puccallpaensis tir ve ismini toplandığı bölge olan pucalfa,Peru dan almaktadır. Apisto türleri ile aynı şekilde bakılır.


Bakım:

Geophaginler oldukça geniş bir yelpazeye sahiptir ve zordan, yeni hobicinin bakıp hatta üretebileceği kadar kolay türleri mevcuttur. Zor olarak tabir edilen bazı türlerin ihtiyaçları discus balığından bile daha komplikedir. Fakat genel anlamda bütün cins ve türler için ortalama bir değer belirlenip bakılabilir fakat üretim için sahip olunan türün istekleri öğrenilmelidir.


Su Değerleri:

Geophaginler Güney Amerika nın hemen her türlü sularında bulunabilirler. Guianacaralar (Guyanadaki nehirler) hörgüç kafalı toprak yiyenler (Panama ve Kolombiya’nın kuzeyindeki nehirler) ve Brasiliensoidler (Brezilyanın kıyı nehirlerinden) hafif bazik ve nötür sulardan gelmektedir. Bu cins balıklar geniş bir pH ve su sertliği aralığında bakılabilir ve hatta üretilebilirler. Özel durumlara dikkat etmek gerekebilir.

Geri kalan diğer türler çok kozmopolit bölgelerden gelmektedir bu yüzden türe özel olarak incelemek gerekir. Eğer bu konuda bir bilgi yoksa bu balıklar 6-7 pH ve 5-10 dH arasında sıkıntı olmadan bakılabilir. Ama üretim için (mesela daemon üyelerinden Satanoperca ve çoğu (tabiî ki hepsi değil) apistogramma lar) çok yumuşak (ölçülemeyecek kadar düşük sertlik) ve düşük pH (pH 4 civarı) su isterler. Bu değerler diğer türleri strese sokabilir ama üretici bu değerleri zaten bilecek ve ona göre ayırımı yapacaktır.

İlginç bir gerçekte şudur ki bazı geophaginler kurak mevsimde aşırı düşük pH a maruz kalmalarına rağmen yüksek (pH 11) değerlerde çok daha hızlı büyürler.

Bütün geophaginler tabiî ki sıcak sularda yaşarlar (24-27) bazı cinsler mesela Biotodoma 29-30 derece sıcaklıklarda daha iyi büyürler. Bu konuda not edilebilecek brasilinoidler 21-22 derece sıcaklıklarda bakılabilir ve de üretilebilirler. Gymnogeophagus larda bu sıcaklıklarda bakılabilir fakat üremeye geçtikleri söylenemez.

Bütün geophaginler temiz bir suda ve düzenli su değişimi yapılan tanklarda yaşamayı tercih edeceklerdir. Kötü su şartlarını nispeten tolore edebilecek türler Satanoperca,Geophagus ve Biotodoma dır.

Çoğu Geophagin oldukça sakin sulardan gelir burada bu düzeni bozanlar hafif akıntılı suda yaşayan hörgüç kafa toprak yiyenlerle hızlı akan sularda yaşayan Retroculus türleridir.


Tank Kurulumu:

Geophaginler ilk olarak toprak eleyici yani kum karıştırıp yem arayan balıklardır ve zamanlarının çoğunu gündüz saatlerinde kumu eleyerek geçirirler. Bu yüzden kalın, keskin kenarlı yada çok büyük çakıllardan oluşan bir taban onlara zarar verir hatta ölümlerine de yol açabilirler. Tabanda kum olmaması sorun değildir fakat doğal davranışlarını sergilememeleri çoğu hobicinin seyir zevkine terstir.

En iyi tercih silikat bazlı yuvarlatılmış bir kumdur. Bu tip kumlar balığa zarar vermeyeceği gibi su kimyasına da etki etmeyecektir ve tabi ki balıkların doğal davranışlarına da izin verecektir. Biraz daha büyük kumlarda olabilir ama taban filtresi kullanılmayacaksa tercih edilmemelidir.

Büyük kaya ve taşlar, ağaç kökleri ve dalları hem doğa görünüme hizmet edecek hem de üreme ve saklanma için ortam sağlayacaktır. Ekstra saksı veya pvc borularda kullanılabilir tabi göz zevkinizi bozmayacaksa.

Küçük geophaginler bitkili tanklarda oldukça rahat edeceklerdir ama büyük türler bitkileri ve kökleri yerlerinden çıkartabilir. Bütün büyük türler değil elbette iyi köklenmiş ve dikilmiş yada saksı ile konulmuş bitkiler geophagus,satanoperca ve biotodama ve hatta gymnogeophagus balzanii ile konulabilir.


Yemleme:

Geophaginler doğalarının tersine su yüzeyinden yem yemeyi kolaylıkla kabullenebilirler. Fakat bazı türler bu doğal olmayan yemleri görmezlikten gelebilir. Bunun yanında su yüzeyinden beslenen fazlaca balığınız varsa batan yemleri kullanmanızda fayda var.

Hazır yemler geophaginleri beslemekte yeterli olur ama canlı ya da dondurulmuş yemlerle desteklemek özellikle üreme döneminde ayrıca önem kazanır. Tabi su bozulmasını önlemek için su değişimleri unutulmamalı. Küçük geophaginlere açılmış artemia ile kondisyon kazandırılabilirler.

Yeşillikleri yemeyen geophaginler belki bezelyeyi kabul edebilir. Canlı balık ile beslenmek istenirse bu balıklar karıştırıcı ve arayıcı özellikte ise tabanda saklanmakta olan yavruları bulabilir ve yiyebilirler. Corydoras ve türevi balıklar üreme dönemlerinde tehlike arz ederler.


Birlikte Bakılabilecek Canlılar:

Çoğu geophagin barışçıl cichlidlerdir ve karma akvaryum balıklarıdır. Ama en agresif geophaginler brasiliensoidslerdir. Bunlar kendi türleri ile bakılmalıdırlar. Brasiliensoidsler için burada listelenen akvaryum arkadaşları her zaman doğru çalışmayabilir. Kendileri kadar büyük acaralar ile bakılabilirler. Diğer bir yanda ise Satanopercalar var bunlar melek balıkları ile hatta bazı hızlı yüzebilen tetralar ile olabilir ama burada asıl önemli olan tetranın melek balığından kaçabilmesidir.

Geophaginlerin çoğu doğalarında agresif olan kendi cinsleriyle birlikte olsalar da akvaryumlarda diğer barışçıl balıklar ile bakılmaları daha uygundur. Çoğu büyük geophagin için acaralar özellikle green terror , yüksek vücutlu güney amerika cichlasoniines ( discus, melek vb.)tetralar ve barışçıl characinler, loracaridilerin her boyu, corydoraslar ve türevleri ile birlikte bakılabilirler. Bu balıkların geoplar ile yaşayabilmeleri kendi aralarında uygun oldukları anlamına gelmemelidir.

Küçük geophaginler yine küçük acaralar ile, küçük güney Amerika cichlidleri ile, daha barışçıl olan cichlasomines ( discus, melek,festivum vb.) ile, tetralar ve kedibalıkları ile bakılabilirler.

Diğer balıklar bir yana tetralar özelikle küçük geophagin tanklarına önerilir çünkü kendilerini daha rahat hisseder ve üremeyede teşvik edebilirler.


Üretim:

Geophaginler üretim stratejileri açısından diğer cichlidlere göre çok fazla değişiklik ve farklılık gösterirler. Hatta bu değişiklikler aynı cins içindeki türlerde bile değişir. Bu balıklar aynı cins altında olsalar bile farklı sulardan gelebilirler. Bu yüzden üretime alınacak türün özelliklerini ve isteklerini bilmek önemlidir.

Bakımı kolay brasiliensoidler diğer cichlasomineler (discus,melek,festivum vb.) gibi bu türde ilk üretilecek balık olmaları açısından kolaydır.Örnek vermek gerekirse popüler olan G. Steindachneri ilk balık olarak idealdir. Hazır yemler ile bakılabilecek ve üretilebilecek bir balıktır. Ama tabi ki üretime alınacak erkek ve dişiyi önce kondüsyona almak, iyi beslemek gerekir ve suyun sıcaklığını 21-22 dereceye düşürmek gerekir. G.steindachneri lerin yavruları ilk çıktıkları zaman toz haline getirilmiş yemi yiyebilecek kadar büyük olurlar tabi artemia ile beslemek en etkili yöntem olur.

Diğer uçta bir örnek ise Satanoperca üyesi olan S. Daemon dur ve kendi cinsi içinde üretilebilmiş tek türdür. Bu zorluğu yüzünden kesinlikle ilk başlangıç balığı olmamalıdır. Yalnızca zor üretilmesi değil, balığın ortamını hazırlamak ve yaşatabilmekte güçtür ki bunu çok tecrübeli hobiciler bile hala tartışmaktadır.

Yine üretimi zor olan geophaginler içerisinde ; Acarichtys heckelii, diğer satanoperca türleri(juruparoidler), biotodoma türleri ve çoğu apistogramma türleri vardır. Bu balıkları üretebilmenin tek anahtarı sabırlı olmaktır. Çoğu geophagin yavaş büyür ve belkide birkaç yaşına gelene kadarda anaç olamaz. Küçük geoplar içinde ise çok hızlı anaç olanlar vardır ki bunlar genelde yıllık balıklardır (yani ömürleri 1 senedir) ama onlarda senede sadece bir iki ay üreme gösterirler.

Geophaginleri üretmenin zor olmasının bir diğer faktörüde balıkların cinsiyetlerini belirleyememektir. Cichlidlerde olan genel kurala göre her iki cinsiyette birbiri ile aynı özellikleri gösterir. Geophagus ve satanoperca türlerinin ve de Acarichthys heckelii nin cinsiyetlerini ayırmak zordur. Biotodoma türlerini ayırt etmek tarif edilen şekil ve renklere göre mümkündür. Gymnogeophagus, Guianacara, Papiliochromis ve brasiliensoid leri erkekle dişinin boyut farkından (erkekler daha büyüktür) ve erkeklerin yüz şekillerinden (daha yüksektir) ayırt etmek kolaydır. Baskın apistogramma erkeklerini ayırt etmek renklerinden dolayı mümkündür ama baskın olmayan erkekler dişiler ile karışır renkleri aynıdır. Son olarak hörgüç kafalı toprak yiyenlerin erkeklerinin hörgüçlerinin boyutu ve renklerinin canlılığı ile ayırt edilmesi kolaydır.

Siyah su geophaginlerininde üretimi zordur. Çünkü çok yumuşak su isterler bu yumurtanın döllenmesi için gereklidir, bazik suda yumurta döllenmeden kendisini kapatır. Düşük pH ise üremeyi tetikler ve tabi ki sezonuna göre yavruların dişi erkek oranlarını etkiler.

Sakin ve barışçıl geophaginlerin karma tanklarda bakılmasıda bu işin zor bir başka tarafıdır.

Çoğu geophagin yumurtalarını düz yüzeye bırakır kayalar gibi, gecikmesiz ağızda kuluçka yapanlar üreme için gecikmeli ağızda kuluçka yapanlara ve kuma yuva yapanlara göre daha az endişe ederler. Bazı geophaginler mesela satanoperca türleri yumurtalarını çiftleşmeden sonra kuma gömerler. Yani yumurtalar nerede diye sakın panik yapmayın :).

Apistogramma , guinacara türleri ve Acarichthys heckelii saklanacak yere ihtiyaç duyan balıklardır. Mağaralar kovuklar ya da A.heckelii gibi toprak altında tünel açarak yumurtlarlar. A. Heckelii için daha önce açılmış yuvaları kapatmanız hoşuna gidecektir böylece kendi yuvasını yine kendisi kazacaktır.


Yazan: Dr. Dean F. Hougen

Çeviren: Levent Boyacıoğlu

Not: Çeviride, verilen bilgiler değiştirilmeden yazarın yorumu gibi yazılmış, ya da paragraf yapısı tekrar düzenlenmiş olabilir. Makale 1994 yılında yazıldığı için bazı bilgiler geçerliliğini yitirmiş olabilir, yazının orjinalini bozmamak için geçerliliğini kaybettiğini düşündüğümüz bilgiler çıkarılmamıştır. Hatalar için af ola.

Kaynak: http://aquarticles.com/articles/breeding/Hougen_Cichlids_IV_Geophagines.html

Hangi Cichlidler bir arada yaşar



Son zamanlarda hobicilerin çoğu balık familyasından "Cichlids" adını duymuştur, ancak tüm cichlid türlerinin aynı olduğu, hatta aynı şartlarda diğer tüm cichlid türleri ile birlikte aynı tank içerisinde yaşayabileceği şeklinde yanlış bir inanış mevcuttur. Gerçek ise cichlid familyasının oldukça geniş ve bunun yanında değişik boyutlarda ve değişik psikolojiye sahip bir çok türü kapsadığıdır.

Az Bölgeci Olanlar:
Bu gruba Ramireziler ve diğer Amerikan türlerinden Apistogramma, Asya'dan Chromides, Kribensis ve Pelvicachromis, batı Afrikadan Nannochromis ve daha küçük olan Lamprologus türleri, Julidochromis ve doğu Afrikadan Telmatochronis girmektedir. Diğer türlerden daha az bölgeci olan bu balıklar; daha büyük tetra, barb, danios ve canlıdoğuranlar gibi balıklarla 100 lt ve üzeri tanklarda birlikte yaşayabilirler.

Orta Derece Bölgeciler:
Bu gurup Amerikan cichlidleri'nin en güzel ve alımlı balıkları olan melek, Discus, Festivum, ve Doğu Afrika'dan Severum (Aulonocara ve Trematocranus türleri) türlerini içine alır. Bu balıklar daha büyük akvaryumlarda (minimum 100 lt fakat 200 idealdir), ve genellikle genellikle kendi ölçülerine yakın, diğer aktif cichlidler ile karıştırılabilir.

Geniş Bölgeci Olanlar:
Amerikadan "Astronot" ve Peacock Bass, Mozambiques, Afrikadan diğer Tilapia türleri, ve Doğu afrikadan Haplochromislerın bir çoğu (Venüstus, polystigma, yaşayankaya, vb...). Büyük bir akvaryumda (300 lt ve üzeri) bu balıklar sıklıkla Dev Bıçak anten balığı, büyük kedi balıkları, Arovana yada diğer büyük balıklarla birarada tutulabilirler.

Az Agresif olanlar:
Bu grup batı Afrika türlerinden Mücevher cichlidleri, ve küçük Pseudotropheus türlerinden bazılarını, genelde batı Afrika cichlidleri listesinde yer alan Labidochromis ve Melanochromis'i kapsar. Bu türler birlikte bakılabilecek en uygun türlerdir. 200 litre ve üzeri tanklarda bir düzine olacak şekilde bakılması uygun olacaktır. Bazen daha aktif olan büyük danios ve barbs grubun dışında yanlız kalabilirler.

Orta Derecede Agresifler:
Bu grup Amerikan cichlidlerinden Jack Dempsey, Firemouth ve diğer Cichlasoma türletini, ve doğu Africa cichlidlerinden diğer Pseudotropheus ve Melanochromislerden oluşur. Bunlar 200 lt veya üzeri akvaryumlarda en az bir düzine olacak şekilde karıştırılmalıdır.Bu grupdaki Amerikan balıkları yavru alabilmek amacıyla 100 lt lik bir akvaryumda uygun ortam hazırlanmak koşuluyla çift olarak da bakılabilir. Gerçi bu grupdaki Amerikan ve Afrika cichlidleri eş derecede agresif olduklarından genellikle aynı tank içerisinde karıştırılmazlar.

İleri Derecede Agresif Olanlar:
Kızıl Şeytan, Kızıl Terör, Black Belts ve bir kaç diğer Amerikan türü bu guruba girer. Bu balıklar genelde yanlız dolaşırlar, ama bazen diğer agresif türlerle aynı akvaryumda birlikte tutulabilirler.

Çeviren: Hakan Kılıçarslan
Kaynak: http://www.bestfish.com/tips/111998.html

Ekleme:
Malawi Gölü balıkları ile Tanganyika Gölü balıklarını bir arada tutmak iyi bir fikir değildir. Malawi Gölü balıkları hareketli yapıları ile Tanganyika Gölü balıklarının huzurunu kaçırır, yemlemede daha hızlı davranıp Tanganyika Cichlidleri'nin iyi beslenmesini engeller, her şey uygun olsa bile Tanganyika Gölü Malawi Gölü'ne göre daha sert su yapısına sahip olduğundan türlerden en az biri rahat edemez. Bunun yanında Amerikan Cichlidleri olan Papağan, Zebra, Green Terror gibi balıklar ile, Afrika Cichlidleri olan Sarı Prenses, Yunus gibi balıkları bir arada tutmak son derece yanlıştır. Doğada beraber olmadıklarından birbirlerinin hareketlerine anlam veremezler, büyük Amerikan Cichlidleri çok daha serttir ve huzursuzluk çıkarırlar. En garantili seçim balığına göre 1 erkek 1 dişili veya 1 erkek çok dişili türe özgü akvaryumlardır.

Ekleme: Refet Ali YALÇIN

Melek Balığı (Pterophyllum Scalare)


Melek balığı akvaryum balıkları içerisinde en ünlü olanlarından bir tanesidir.Bu tür ile birlikte P.dumerilli ülkemizde tanınan melek balıklarındandır.Bu balık akvaryuma ilk alındığında üretme açısından problemli bir balık gözü ile bakılmış ve uzun bir süre üretimde güçlüklerle karşılaşılmıştır.Fakat , daha sonra 10-15 tanesi bir ara da bir akvaryumda yetiştirilmeye başlanınca balıkların kendi eşlerini seçtikleri ve bu eşlerinde kolayca döl verdikleri görülmüştür.

Bu balığı üretmek isteyenlerin önce şu konuda karar vermeleri gerekmektedir.Acaba balıklar yumurtladıktan sonra yumurtaları ebeveynler ile mi bırakılmalı,yoksa yumurtaları diğer bir akvaryuma alıp ,daha emin bir yol mu izlenmeli?Eğer yumurtalar ayrı bir akvaryuma alınır ise yumurtaların havalanması için bir hava taşı ile akvaryum hafifçe havalandırılmalıdır.

Balıklar fazla sayıda bir akvaryum içerisinde tutulur ise balıklar kendilerine bir eş seçerler.Esas olarak bu balıklara dıştan bakarak cinsiyetlerini ayırmak oldukça zordur.Eğer iki balık birbirlerini seçmişler ve akvaryum içerisinde birlikte geziniyorlar ise üretici ilk problemini halletmiş olacaktır.Artık bu çiften başarı ile yumurta ve yavru almak,ayrıca aynı balıklardan dönemleri ile çok sayıda yavru üretmek mümkün olabilecektir.

Üretim için en az 80-100 litrelik bir akvaryum gerekir.En uygun sıcaklık 26 derecedir.Su biraz nötre yakın,çok az asit,ph 6.8 dolaylarında olmalıdır.Akvaryum içinin boş tutulması,herhangi bir bitki ,kum veya çakıl konulmamamsı uygun olur.Sadece balıkların yumurta bırakması için 5 cm. genişlikte koyu renkli ve parlak üzeri düz mermer konulması yararlı olur.Aynı amaçla boyası çıkarılmış ve iç kısmı kum ile doldurulmuş florasan lambaları da kullanılabilir.

Üreme zamanında birbirlerini seçen işler akvaryum içerisine konulan bu mermer veya cam boruya yaklaşmaya ve yanında yüzmeye başlarlar.Balıklar yumurtlayacakları yere büyük bir önem gösterirler ve burayı hiçbir kirlilik bırakmayacak şekilde temizlerler.Bundan sonra dişi balıklar boruya yaklaşır ve karnını sürterek bir dizi halinde yumurtalarını bırakır.Aynı zamanda dişinin yanında gezen erkek spermalarını bırakır ve yumurtaları döller.Sıra sıra dişi devamlı yumurtalarını bırakır ve erkekte bir vazife gibi sperma bırakmaya devam eder.Yumurtlama işlemi bitince anaçlar yumurtalar üzerinde devamlı yüzgeçlerini kullanarak su hareketi sağlarlar.Aynı zamanda bazı yetiştiriciler, anaçların yumurtalar arasındaki döllenmeyenlerini ayıklanıp yediklerini görürler.Fakat bu her zaman için doğru değildir.Balıkalr bazen ağızlarına aldıkları ölü yumurtayı yemeyip galsalamalar arasında dışarıya atarlar.

Yavruların yumurtadan çıkması 1-2 gün sürer.Yumurtadan çıkan yavrular 4-5 gün içerisinde yumurta sarılarını tüketirler ve aktif bir şekilde yem aramaya başlarlar.İlk 3-4 gün yavrulara ezilmiş çok iyi pişmiş yumurta sarısı verilir.Bundan sonra Artemia salina larvası verilmeye başlanır.Anaçların yavruları ile bırakılmasının bir sakıncası , bazen anaçların yumurta ve yavruları yemeleridir.Bu nedenler diğer bir yöntem olarak , balıkların bıraktığı yumurtaların hemen su koşulları aynı olan düğer bir akvaryuma alınmasıdır.Yumurtaların alt kısmından biraz kuvvetlice hava verilir ve iyi bir su hareketi sağlanır.Eğer yumurtalar arasında beyazlaşmış yumurtalar görülür ise ,bunlar ölmüş olup küçük bir cımbızla temizlenebilir.Yumurtalardan yavrular çıkınca diğer yumurtalı balıklarda olduğu gibi beslenme yoluna gidilir.Özellikle fazla sayıda yavru üretimi yapma dileğinde bulunanlar yumurtaları ayrı akvaryuma alarak yavru üretme yoluna gitmelidir.

Yazar: Atilla ALPBAZ.
Yayın: Akvaryum Balıkları Ansiklopedisi ve Üretimleri.
Sayfa: 79-80-81-82..
Kitap hakkında bilgi için: http://www.aalpbaz.com/akvaran.htm
Not: Hocamızın izni ile alınmıştır.

Afrika Cichlidleri (ciklet) Uyum Tablosu

Afrika Cichlidleri'nin birbiriyle uyumlu olup olmadığını buradan görebilirsiniz. Listede cins adları mevcut. Örneğin Sarı Prenses'in latincesi Labidochromis caerulus'dur. Labidochromis cins adı, caerulus ise tür adıdır. Cinslerin davranışları birbirine çok yakın olduğu için tabloda cins adları kullanılmıştır. Örneğin Sarı Prenses ve Leptosoma'nın uyumuna bakmak istiyoruz. Sarı Prenses'in latincesini buluyoruz. (Sitemizin Tatlı Su Canlıları kısmında türlerin latince adları mevcut) Latince adı Labidochromis caeruleus, Leptosoma'nın ise Cyprichromis leptosoma. Cyprichromis ve Labidochromis'i tabloda eşleştiriyoruz ve koyu mavi rengi buluyoruz. Sağ üstten bakarak koyu mavinin uygun değil'e karşılık geldiğini görüyoruz ve bu iki türün bir arada bakılmasının uygun olmadığını anlıyoruz. Tabloda Tanganyika ve Malawi Cichlidleri karışık verilmiş, bu türlerden uyumlu olanlar akvaryumda sorunsuzca beraber yaşatılabilir ancak yine de su değerleri farklılık göstereceği için Malawi ve Tanganyika Cichlidleri'nin beraber bakılmasını önermiyoruz.

Steatocranus casuarius (Maymun Kafa)

Steatocranus casuarius (Maymun kafa) (Richard O'Brien)


Steatocranus, Odunkafa Cichlid ya da Buffalo Chiclid olarak bilinir. Evlerini akıntının en hızlı olduğu yere yaptıkları Congo nehri Basin’den geliyorlar. Bu, balığın neden böylesi hızlı bir yüzme biçimi geliştirdiğini açıklar, suların hızından dolayı. Kaya balığı gibi, kesik kesik, kaba hareketerle yüzer.

Steatocranus casuarius erkeklerin başındaki büyük çıkıntıya atıfla isimlendirilmiştir, ismin tercümesi şişman-kafa-takke (steato-cranium-cassida). Bu, küçük ve orta boy Cihclid türü ilk olarak Max Poll tarafından 1935te tanımlanmıştır.

Bu küçük devlerden ilk defa Eylül 1998’de satın aldım. İyi, uyumlu bir çift olacaklarını düşündüğüm -iki dişi bir erkek- üç orta boy yavruyu satın aldım. Dişiler 4cm erkek 7 cm idi. Erkeğin başının üzerinde büyükçe bir tümsek oluşturmaya başladı. İlk birkaç hafta içinde dişilerden birinin haşatı çıktı. Ve ben de onu dinlenmesi için başka bir yere taşıdım. Sonra onu tekrar eski yerine koyup yeniden ağzının payını alışını seyrettiğimde, onu elden çıkartmaya karar verdim. Dişiyi bir arkadaşımın hediye ettim. Birbirini eş tutan diğer iki balığı besledim.

Tank, 90x45x35 cm^3 boyutlarındaydı. Önerilen pH değeri 7,9 ancak maymunkafalar için bunun geçerli olmadığını okudum bir yerde. Maymunkafalar çok aşırıya kaçmamak koşuluyla pH konusunda toleranslıdır. Zaten Substrat kullanıyorsanız, substrat suyun pH’ını ve sudaki diğer parametreleri ayarlamak için tampon görevindedir.

Altı ay hiçbir yumurtlama belirtisi göstermedi. 2000’in nisanına geldiğimde, her biri 5 cm büyümüştü. Şunu da belirtmeliyim ki, bu sırada bu çiftin eşme davranışları ani bir artış gösterdi. Kumda büyük çukurlar açmaya başladılar ve kayaların altındaki kumları dahi çektiler daha sonra, kayalardan birinin altına tünel açmış olduklarını gördüm. Dişi yaklaşık 60 tane muazzam turuncu-sarı yumurta biriktirmişti. Yumurtalar armut biçiminde ve çapları yaklaşık 3 mm’di. Yumurtaların hepsi tünelin iç kısmında tavana yapışmıştı. Yumurtalar tünelin ağzına yakın, girişin tavanındaydı.

Şunu da söylemeliyim, dişilerin mağara tavarınındaki yumurtaları korumak için biraz daha büyük ovipoatioru vardır. Yavrular 79 fahrenhayt derecede, dört günde yumurtadan çıkarlar. Beş gün sonra da bu kılımdayan küçük şeyler yüzmeye başlar. İlk önceleri, sadece anne babaları mağaranın etrafında yüzerken onlar da kafalarını mağaradan dışarıya uzatırlar. Fakat bir hafta sonra anne babaların peşinden yüzerek, yiyecek aramak için mağaradan çıkmaya cesaret ederler. Bu yavrular dışarıya çıkmaya başladığında ben de bu bebekleri karides salamurası ve ezilmiş, küçük parçalara ayrılmış yiyeceklerle besledim. Birazcık daha büyümüşler, 7 mm kadar olmuşlardı, hepsinin aynı batın yavruları olduğu anlaşılacak kadar benziyorlardı birbirlerine. Fakat hâlâ, daha çok mağarada duruyorlardı. Ben de bir damlalık kullanarak yiyecekleri mağaranın ağzına bırakıyordum fakat anne ve baba bu durumdan hiç hoşlanmadı ve anne birkaç kere elimi hafif ısırdı. Yavrular çabucak büyümüş ve bir ay içinde artık 1,5 cm olmuşlardı. Anne ve baba eskiden olduğu kadar çok olmasa da yine de yavruları kamuflaj rengine, zeytin yeşiline, henüz bürünmedikleri için, koruyordu. Yavrular henüz renklerine kavuşmamıştı. Bakınca insan anne ve baba, onlara bağılı etrafında kırk tane minyatürü ile yüzüyor gibi görür... Hepsi anne ve babasının gibi kaba ve ani hareketlerle yüzüyordu.

Erkekler 8 cm olduğunda, dişiler 4,5-5 cm olduğunda olgunlaşır. Ve eşlerden biri öldüğünde diğeri kendine yeni bir eş tutmaz. Dişileri en fazla 10cm erkekler ise 15 cm olur. Sağlıklı bir erkekte başın üzerindeki tepe yaş ilerledikçe çıkar. Yumurtlama dönemlerinde bu tepe daha da büyür. Bu balıklar mükemmel ailelerdir ve topluluğa uyum sağlarlar. Malawi türleri ile aynı tanka konulabilir ve hiçbir sorun yaşanmaz.